insanın har diski gibi bişey,bilinç üstü de ram gibi bişey...
bir başka benzetme yapacak olursak,bir kütüphane var sayarsak,kütüphanenin gelen kitabı-bilgiyi tanımlaması,kullanması bilinç üstü,kitabı-bilgiyi algıladıktan ya da kullandıktan sonra rafa koyması bilinçaltı gibidir...tabi başımızdan geçen,kötü olayları,düşünceleri unutmak için bu bilgileri kütüphanenin en arka,tozlu raflarına koymaya çalışırız,sevdiğimiz ya da günlük hayatta kullandığımız bilgileri de hemen yanımızdaki raflara ya da direk yanımıza koyarız
uykukarım bilinçaltımın temizlendiği anlardan ibarwettir..(anonim)
ne olduğunu bilmene imkan olmayan şey.
ne randomu laa alternatip ağazları yapmayın burda burasıda amele olmasın salih apii
he var öle bişiii
bakkala yolladım
Gercekten kafayı iyi bulunca hepsi dısarı sacılıyor
her şey aslında tatsız bir muammadır zira neyin bilinç durumu olup olmadığını kestiremeyiz altı da bir üstüde ama nedense suçlar hep hasır altna bilinç altına...
İnsanı isteklerinden oluşan bir varlık olarak tanımladığında insan tanımladığının bir fazlası olacaktır. 2 boyutlu uzayda bir küpü tanımlayamamak ile aynı durumdur bu ve şimdilik konumuz dışıdır :)
İsteklerimiz, egodan ve rollerimizden beslenir. Neyi, neden istiyoruz sorusu sorulduğu gibi kalacaktır çünkü kuantumda nasıl bir elektronun takip ettiği yolu ifade edemiyor isek düşüncenin de bilinçaltında takip ettiği yolu ifade edemeyiz. Sadece belirli olasılık alanları yaratabiliriz.
Kesinliğe ulaşamıyorsak neden konuşuyoruz? Sanırım sadece kurcukluyoruz :)
ben insanın istediği şeylerin bir bütünü olduğuna inanırım. temenniler, dilekler, gizli ve aleni istek ve arzular insanın gerçek yüzüdür gibi gelir bana. insan bişeyleri ne kadar kendinden bağımsızlaştırırsa bir o kadar da uzaklaşır sankl kendisinden.
ya da bana öyle geldi. hissiyat işte.
Birşeyi gerçekten "gerçek ben"in istediğini nasıl bilebiliriz? Dışarıdan bir ölçüt verir isek bu da karşı tarafta bir ego yaratmaz mı? Bu noktada Osho'dan bir altıntı aklıma geldi:
"Bilinç ve anlayış yoluyla olgunlaştığınızda ve egonun tüm mutsuzluklarınızın nedeni olduğunu derinden hissettiğinizde, birgün aniden, kurumuş yaprağın düşmekte olduğunu göreceksiniz.
O yere ulaşır ve kendi kendine ölür. Siz hiç bir şey yapmadınız dolayısıyla ondan kendinizin kurtulduğunu idda edemezsiniz. Onun kayboluverdiğini görürsünüz ve gerçek merkez ortaya çıkar"
hani insan idle süperego arasına sıkışmış bi varlıksa. egoda kendini sabitleme çabasındaysa, muhakkak ki gerçekten istediği pek çok şeyi bastırmıştır. işte o bastırılanlar, asıl istediği şeyler yani kişinin aslı olduğuna göre bilinç altıda biz oluyoruz nihayetinde sanki.
gerçek biz dediğin nedir ki?
gerçek biz'in sinsice saklandığı yer.
Hayal, gerçek ve rüyanın kesiştiği yer.
o kadar da altta olmayan bi yerdir.
psikanalizin konusu içerisine giren olgu. ilk olarak freud "bilinçüstü" diye bahsetmiştir. daha sonra jung ve adler de bu mevzunun öncüleri olarak sayılmışlardır. bana sorarsanız, ben en çok jungun eğilimini tutmaktayım. adam daha rasyonel ve en azından freud gibi otu boku cinselliğe bağlamıyor...
ha bir de, bu bilincin altı bilincin üstü ile birleştiğinde siz olmuşsunuz demektir. ben demiyorum, jung öle diyor.
korkutucu derinlikler -
saklanması zevkli
çok yavşak bir yerdir burası;
önce herşeyi sevecenlikle bağrına basar, şefkatli bir anne misali, sizi tüm pisliklerinizle kabul eder. fakat hiç beklemediğiniz bir anda basıverir tokadı, tükürüverir yüzünüze dinlediği bütün sırları.
böyledir bilinçaltı.
atsan atılmaz, satsan satılmazdır fakat...
6'nin bilincsiz olmama durumu